6 Şubat 2012 Pazartesi

Öyle böyle...

Bazı zamanlar insan kendini patlamaya hazır bir bomba gibi hisseder ya, hah işte ben şu aralar hep öyleyim. Böyle bir gergin, bi elektrikli hallerdeyim. Dokunan hem bin "ahhh" işitir; hem de canımı sıkarsa, bolca vıdı vıdı duyabilir yani...
Bana hep Mevlana sabırlı, çok sakin bir insan olduğumu söylerlerdi. Şu halimi görseler ne derler merak içindeyim. Ne eşime, ne çocuklarıma karşı Mevlana sabrını gösteremiyorum nicedir... :(
Çok da yoruluyor ruhum, öyle böyle değil...Bu ruh yorgunluğu bedenimi de yoruyor işin kötüsü; içimde herhangi birşey yapmak için en ufak istek yok! Her gün sağlıklı olduğumuz için, birarada olduğumuz için Allah'a şükürler edip duruyorum. Kuzularımı her öpüp koklamamda dualar ediyorum, varlıkları için nasıl minnet doluyum anlatamam. Ama gel gör ki, Ceren'e "Yapma!" dediğim birşeyi yapmaya devam ederse; ya da ne bileyim Alp gecenin köründe uyanıp, kucağımda uykuya devam etmek isterse, ve ben de yorgunluktan ölüyorsam; çileden çıkıyorum o noktada işte!Sonra da uzuuuunnn bir kendimi affedeme sendromu başlıyor ki...Sormayın gitsin...
Anneme sorarsanız; çok yoruluyorum, hiç dinlenemiyorum, bu stres, bu sabırsızlık hep bundan kaynaklanıyor. Yapımdaki bu mükemmeliyetçilik beni hepten boğuyor artık, kurtulamıyorum. Geçtiğimiz haftasonu Amcam ve Yengem geldiler. Mersin'e dönünce Yengem öve öve bitirememiş beni..."Kızımızın maşallahı var! 2 çocukla hem evi temizlemiş, hem yemek yapmış, hem bize pasta börek yapmış. Valla gıpta ettik!" diye...(Aslında Yengem de hiçç kıyamaz bana, öyle çok birşey de yapmadım ama...Onlara baksanız kendimi yormuşum işte...)
Bi rahat bi insan olamadım gitti yani...Annem rahattır; babam titiz...Teyzem azıcık mükemmeliyetçi sanki...Ben direk annemi es geçip babama ve sevgili teyzoşuma çekmişim. Hayır anneme çeksem, biraz daha gevşek bıraksam kendimi; çok daha rahat olacağım biliyorum. Ama işte can çıkar huy çıkmaz diye boşuna dememişler! Sonra da işte böyle her naneye gerilip duruyorum.
Hayır bir de öyle ilginç ki, ya incir çekirdeğini doldurmayacak birşeye acayip öfkeleniyorum. Diğer yandan, milletin kıyameti koparacağı birşey oluyor. Bi bakmışsınız ben öyle böyle değil ultra sakinim. "Olur canım, hayat işte...Geçer gider; önemli değil!" deyivermişim. Nedir bunun ayarı onu çözemedim. Böyle bi gizem, bi bilinmezlik...???
Neyse işte, öyle böyleyim...Anladınız siz...
Öperim...
EG

9 Ocak 2012 Pazartesi

Aylardan Temmuz veya Ağustos olmalı, hava sıcak mı sıcak...Ağustos olması daha kuvvetli...Yaylada bu haldeysek, Mersin'i düşünemiyorum bile...Cehennem gibi olmalı, ama olsun...Ben yayladayım; ohh hava miss, hiç umurumda değil şimdi Mersin...
Cevizarası'na gidiyoruz bugün kızlarla! Yayla yüksek, tepelik; ama Cevizarası diplerde biryerlerde sanki...İniyoruz iniyoruz, yokuş yokuş üstüne...Yollar da daracık, 3 kişi zor sığar o derece. Kolkola girmişiz kızlarla, çete gibiyiz resmen...Başıbuyruklukta sınır tanımıyoruz. Sanki dün yeni inşaatın su depolarını devirip yoldan aşağı yuvarlayan ve üstüne bi kamyon dolusu azar yiyen biz değiliz!!!Yine haylazlık peşindeyiz, yine söz dinlememişiz. Öğlen sıcakta vurmuşuz kendimizi yola...Neymiş efendim, taze ceviz yiyesimiz gelmiş. :) Yürüyoruz, her yer ceviz; adını boşa almamış burası. Yol kenarında çitler, bahçe duvarları...Onları aşıp duran ceviz yaprakları... Burnuma kokuyor yeşil kabukları; içinde bembeyaz ceviz...Nasıl özlemişim, her sene bu mevsimi bu denli heyecanla boşa beklemem ki ben...Az sonra bir kucak dolusu cevizi ayıklayıp çıtır çıtır yiyeceğim; ellerim haliyle kapkara olacak. Bu de cilvesi işte, o yeşil kabuk hep bunlara sebep...Sonra yorgun argın eve yollanacağız.Artık akşamın kaçında eve varabileceksek???Başımı yastığa koyduğum an uyuyakalacağım. Derin, bebekler gibi uyuyacağım...
Ertesi gün Allah bilir daha başka planlar olacak hain kafamda...O sıcakta erimiş asfaltta yalın ayak koşacağım mesela...Ayaklarıma zift bulaşacak, bir karalık da o çalacak vücuduma. :) Sonra en yakındaki ev kiminse oraya koşup ayaklarımızı sürte sürte beyazlatmaya çalışacağız. Akşama okkalı bir azar faslı bizi bekliyor aslında..."Hiç rahat duramaz mısın çocuğum sen Allah aşkına???" Ölümüne de korkuyorum annemden, yalan yok! Ama içimdeki şeytanlara da karşı koyamıyorum ki... :P Yaz tatilinde bir gün dahi evde uslu uslu otursam, o gün "kaybedilmiş" gibi geliyor. Yok hayatta olmaz! O gün yırttıysam azardan, ertesi gün Sırrı Amca'nın özene bezene gülleri için getirttiği gül toprağından çalıp çanak çömlek yapacağız. Yakalanmazsak ne ala!!!Yakalanırsak, bir posta da orda kulaklar çekilecek!!! :)
Ondan da mı yırttın? Eh o zaman bi başka gün sırt çantana doldur buzdolabında ne varsa...Hadi bakalım doğru dağlara! Bizim oraların lafıyla "it ayağı yemiş gibi" gez dolan bakalım! O kaya senin bu tepe benim...Neydi ya? "Kaya gülü"...Güya böyle bir çiçek varmış, sanırsın Nasyonel Coğrafya'ya - kulakların çınlasın Ayhan Teyzem!- :) belgesel çekiyoruz! Gezip duruyoruz, bu çiçek familyasının en nadide parçasını bulmak amacıyla!!! :)
Velhasıl kelam, çok gezdik tozduk. Çok oynadık Havagediği'nin (Ayvagediği...) dağlarında...Şimdi burnumda tütmesi bundan galiba...Bu aralar sık sık çocukluğumu özlerken buluyorum kendimi...Kaygısız, dolu, dopdolu günler...Her gün bir ayrı macera, her gününde ayrı bir lezzet...
Eh be hayat, yine de sağolasın. Nice güzellikler verdin bana...Hakkını yiyemem... :)
Sevgiyle, aşkla, umutla...
EG

28 Aralık 2011 Çarşamba

Ciddi değilsiniz di mi???

"Anne"lik müessesesi zor bir kavram, bunu anladım sonunda...Zorluğu sadece fiziksel yorgunluktan ya da fiziksel zorlanmadan da kaynaklanmıyor. Zorluğu az buçuk biz kendimiz, bildiğiniz "anne"ler yaratıyoruz, kendi başımıza! Çok da becerikliyiz efendim, zor olanı daha da zorlaştırıyoruz evel Allah! Anne olmuş, azıcık da bu işte tecrübe sahibi olmuş arkadaşa, eşe dosta akrabaya bakıyorum, Yarabbim hepsi mi mükemmel bunların be mübarek???
Hay Allah'ım, yeni bir "anne" cinsi türemiş etrafta, valla gıcık ediyor beni!
Şimdi bu arkadaşlar böyle pek bir Mevlevi dervişi sabrına sahip, pek üstün yetenekli, çocuklarına pek pek çok düşkün, "Aman da çocuğuna kıyamam asla!" modeli, çoğalıyorlar etrafta. Çocuklarına asla kızmazlar, aman Allah korusun, seslerini dahi yükseltmezler, çocukları dilediklerini yapabilir - hepsi özgür bireyler olarak yetişiyorlar ya sonuçta- hep böyle romantik bir ses tonuyla mırıl mırıl konuşuyorlar bebelerle. "Gerçek misiniz siz?" diye sormak istiyorum hepsine...Vallahi ya gerçek misiniz?
Şimdi misal daha 2 ay önce yıkamaya gönderdiğiniz halınızın üstünde sulu boya yapmış çocuğunuz, halı yeni bir desen kazanmış. Siz de "Hımmm, olur yavrucuğum, hiç önemli değil evladım...Canın sağolsun! Annen kurban olsun sana, yap tabi, boya heryeri, yeteneğin gelişsin yeter ki!!!" diyorsunuz yani??? Benim gibi o manzarayı görüp sinirden titreyerek en sakin tavrınızı takınıp "Buranın hali ne böyle? Ne yaptın sen Allah aşkına ya? Çocuğum niye masanda boya yapmıyorsun da yerde halıyı batırıyorsun?" diye söylenmiyorsunuz yani? - Elbette azıcık sesimi yükseltip söylenmiş de olabilirim, ama o kadar!-
Biryerde 2-3 anne biraradayız misal..Çocuklar yerle yeksan etmiş etrafı, savaş çıkmış resmen...Ben duruma müdahale edip "Bir daha yapmayacaksın! Görmicem sakın!" diye işaret parmağımı sallarken "malum şahsa" bu anne modeli "Ay yavrum yapmasaydın keşke, neyse önemli değil...Bir dahaki sefere yapma böyle tamam mı? Anlaştık mı birtanem?" diyor ya...Bildiğiniz bu tavır; "Ayyy ayyy ben de ne iyi bir anneyim, çocuğumla da nasıl güzel iletişim kuruyorum hey hatttt! Çocuğuna kızan, yasakçı zihniyetleri de kınıyorum valla billa!" anlamına gelmiyor da nedir yani???
Aradan zaman geçince bu sefer işlerin rengi dönüyor, bu anneler "Ay bizim çocuk da ele avuca sığmaz canım! Yerinde duramıyor. Zaptedemiyoruz, hiç laf söz dinlemiyor ki...Seninki nasıl uslu!!!" diye söylenmiyorlar mı; geçip karşılarına "E kuzum hani siz ultra sabırlı anneydiniz? Hani biz 'tü kaka' anneydik? Biz çocuklara terbiye vermeye çalışırken siz özgür çocuk yetiştiriyordunuz? N'oldu?" diye sormak istiyorum. Verecekleri cevapları da 4 gözle bekliyorum yeminle!!!
Lütfen burdan da çocuklarımı ite kaka, azarlaya azarlaya yetiştirdiğim havası doğmasın. Elbette inanılmaz şefkatliyimdir anne olarak, ama sınırlarımı bilirim, Çocuklarıma da kimi sınırları öğretirim. Bu çoğu zaman sevecenlikle verilen bir eğitim, ama yani insanın sabır taşı hiç mi çatlamaz? Arada çatlıyorum ben de; işte o vakit, gözüme görünmesin kimse! Laflarımla dövmekten beter ederim, "dır dır" gücüm çok yüksektir! Bu da böyle biline... :P
Sevgiyle, aşkla, hırla gürle...
Öpücükler bizden...
EG

27 Aralık 2011 Salı

I am an Amazonnn!

Geçtiğimiz haftasonu, sevgili eşim, içinden yükselen "Yeni 1-2 gömlek daha almalısın!" çığlığına kayıtsız kalamayarak, gardrobumuzu gömleklerle doldurma girişimine katkıda bulundu! Ama bu sefer sağolsun beni de düşünerek, pek güzide bir markamızın "non iron" modeli gömleklerinden edindi kendisine...
Şimdi teknoloji iyi hoş da kardeşim, tutamayacağınız sözler vermeyin millete yani...Dün hasbelkader ütü yapma işi bana düştü. Ben de pek sevinçli "Amannn nasıl olsa non iron!" diyerek giriştim işe. Ama o da ne? Bildiğiniz "iron iron" gömlek bu! Hadi azıcık zorlasak "easy iron" olabilir ama kesinlikle non iron bir ürün değil yani!
Halbuki "ütü gerektirmeyen" perde maceramızdan sonra, yeni bir "ütü-gereksiz-yapmayacaksın-rahat edeceksin-müthiş icat" sloganına yem olayacaktım hani ben? Benim evde ütü gerektirmeyen perdeler var güya bir de...Yalnız ne hikmetse, bana rastladıkları anda bunların hepsinin ütü edilesi tutuyor!
Daha 2 hafta önce yine mucizevi bir markanın fırın temizleyicisiyle güzide bir macera yaşamıştım oysa ki...Evet fırın temiz oldu da...Neden ürünün üzerinde ısrarla "eldiven kullanın" diye yazdıklarını da anladım. Hayır, okumam yazmam var şükür; eldiven de kullandım, ama kendimden geçmiş vaziyette fırını ovarken, eldiven sen tutu sıyrıl! Kolum değdi fırına tabi, ilaçlı yüzeye değen yerler bildiğiniz yandı. İlaçlarla falan 1 haftada anca düzeldi. Yuh! Vallahi sıçradığı yerleri bile deldi geçti kardeşim ya!Eldiven yetersiz kalıyormuş demek ki; vücudu komple kaplamak lazım birşeylerle!!! Haaa ben buna içerledim mi? Cıkkk! Eşim söylenince de "Ama fırın tertemiz oldu!" demişim, bir fırça da ondan yedim!
Burdan çıkaracağımız sonuç neymiş: mucizevi ürün diye birşey yokmuş! Mucizeyi yaratan kadınlarmış! (Romantik Amazon modeli...) :)
Bu aralar ben kendimde de bir Amazonluk seziyorum ya hadi hayırlısı!!!
P.S. Bu Amazon, Herkül, Ares, Atlas vs vs gibi abidik gubidik tanımlamaları "Ehem pek de entellektüelim!" diyerek konuşma dilimize sokan pek sevgili Türkiş starlarımıza teşekkürü bir borç bilirim efenim! Biz bunun dersini okuduk, bu kadar hayatımızın içine sokamadık vesselam!!!
Öpcükler sevgiler bizden...
EG

6 Aralık 2011 Salı

Pek sevgili ben...

Sevgili Miskinlik,
Beni seviyorsun biliyorum. Şunu bilmeni isterim ki, arada sırada ben de seni seviyorum. Evet, her zaman değil, ama bazen...Böyle melül melül etrafa bakmak, hiçbirşey yapmamak, bana bakan milyonlarca işe selam çakıp, ohhh hayallere dalmak falan da kimi zaman bana acayip cazip geliyor.
Ama canımcım, sen de bi geldin, gitmiyorsun. Bünyeyi ele geçirdin, beni rahat bırakmıyorsun. Bak mesela, şu okuduğum kitap etejerden bana bakıyor boynu bükük...Hiç yüz veremiyorum, elimi atıp onu alacak halim yok sanırsın. Böyle bir boşvermişlik, bir vurdumduymazlık, bir "adam sen de"cilik aldı başını gidiyor valla billa...
İşyerinde tüm enerjimi harcayıp, bana kalmayan "hiç" kadar enerjimle birşeyler yapmaya çabalıyorum. Iggh olmuyor, olamıyor. "Yapacağım!" dediğim, niyet ettiğim her ne varsa, kaldı kenarda...Hayır, yapamayınca da bu sefer bi gıcık oluyorum ki kendime...Hani Alp'e banner hazırlayacaktım, keçeden yapacaktım hem de...Örneklerini çıkardım, araştırdım o kadar di mi? Kaldı orda...Ceren'in odasını mobilyayı alınca bıraktım öyle...Yahu ben değil miydim 3 boyutlu kelebekler yapacak olan? Nerdeler hani? Ya bak paltomun düğmesi düştü düşecek, dikmek için en ufak bir teşebbüsüm dahi yok!
İşten her akşam geç çıkmayı da bahane ediyorum kendime galiba, "Mesaideyim her akşam!" diye, yaydıkça yayıyorum. Değmeyin keyfime!!! Bak aşure ayı mı başladı, haberim bile yok...Tembelleşiyorum gitgide sanki...
Hah buradan itiraf edeyim de tam olsun: Ceren'in dişerini de fırçalayamıyoruz kimi akşamlar! Gözüm yatakta çünkü...2 dk fazla uyumak için yemin ederim, kendisi hatırlamadığı müddetçe, ben de unutuyorum! Bilinç işte, o da bana ayak uyduruyor besbelli. :)
Ay bak yazmazsam çatlarım, insanın çıkıp alışveriş yapma isteği de mi olmaz???Hem de benim cinsimin...-Burada ciddi bir cinsiyet ayrımcılığı yapılmaktadır evet!- Vallahi yoruluyorum öyle mağaza mağaza gezerken...Hiiç işim olmaz!!!
İşte böyle sevgili blog, sana da yazmaya hiç halim takatim yoktu aslında, ama yazdım rahatladım say. Olur mu cicim???
Öperim...
EG

23 Kasım 2011 Çarşamba

"Olumlu düşün, olumlu olsun!" diyorlar. "Secret" falan diyorlar, içini temizle, yürekten iste...Geçmişinle barış, herşeyi geride bırak vs vs...Eniştem, "Tıbben de aslında olumlu düşüncenin gücü tedavide kullanılır." gibi birşeyler düşünüyor.
Kendi kendimi tedavi etmeye, geçmişimle hesaplarımı kapatmaya çalışıyorum. Dedim ya en büyük kusurum mutlaka ama mutlaka "sözel" bir kapanış istemem. bana haksızlık etmiş, beni üzmüş insanlardan bir özür, bir üzüntü belirtisi beklemem...Hadi bunu geçtik...
Secret yapasım var, nasıldır nedir hiç bilmiyorum inanın ki..."Tevekkül" aslında galiba,işin aslı...Sen isteyeceksin, istemeyi bileceksin, gerisini Allah'a bırakacaksın...Nasibinde varsa, gelir bulur seni...Yoksa amenna, "Kısmet değilmiş!" der geçersin. :)
Bazı zamanlar bazı şeyleri nasıl istediysem, bir bir oluyor. Öğrenciyken, Ece'yle yakın bir arkadaşımıza gidip gelirdik, şimdi oturduğum mahalleye pek yakındı evi...Hep hayal kurardık, gençlik hevesi ve akılsızlığıyla, "İkimiz de üniversitede asistan olarak kalacağız ve buralarda biryerlede oturacağız!" diye...Sonra benim hayatıma kuzum girdi, kuruludu orta yerine, Ece aldı başına gitti ülkemin bir köşesine...Tesadüf o ki, sevgili tam da "o" mahallede oturuyordu, ısrarla da orda oturmaya devam etmek istiyordu. Gün geldi devran döndü, ben o mahalleye geldim, yerleştim, evimizi de ordan aldık. İşte bak misal o gün secret yapmış olabilirim ben...Di mi?
Şimdilerde secret yapmaya yine hevesliyim. Bu kez kendime meta olarak bir adet dört teker seçtim efenim...Hayal bile olsa bir adet Alfa Giulietta'ya sahip olmak hevesiyle yatıp kalkıyorum şu sıralar...Hayır, komşulardan biri de almış, getirmiş bizim pencerenin altına parketmiş...Beyaz beyaz süzülüyor orda..."Gel beni al!" der gibi...Cık cık cık...
Allah'ım sen bize güç, kuvvet, sağlık ver ki çalışalım. Çalışalım da ben azıcık para biriktirebileyim, araba alayım, evimi yaptırayım, kocama da bişiler bişiler alalım. Dinimiz amin...! :P
Ece

15 Kasım 2011 Salı

Makaron dedim huhuuuu... :)

Şu her daim "gergin" ses tonuyla konuşan insanlar var ya, hah işte onlara deli oluyorum! Bunlardan bolca var misal benim işyerimde...Açar telefonu birşey söyler, ama söylerken döver resmen seni...Bir de senin konuşmana da fırsat vermez ya, alayını temiz bi sıra dayağından geçirmek istiyorum! "Bıdı bıdı bıdı...Ama o öyle değil böyle olacaktı! Bıdı bıdı bıdı...Sen bunu neden böyle yaptın?Bıdı bıdı bıdı..." Off yani, cidden offf...İki laf arasında "Yahu şu sebeple öyle yaptım..." demeye çalışırsınız, "Ben de bilmiyorsun sandım, hatırlatayım dedim." DEME! Çok kısa ve net: Allah aşkına sanma ve deme yani! Sandıysan da benimle gerilmiş ip tonunda konuşma...Alttan ala ala canım sıkılıyor artık vallahi...
Bu insanlardaki sinirli haller de beni benden alıyor. Sakin sakin konuşup anlaşmak varken, nedir kuzum derdiniz de böyle bi kasıntı haller içindesiniz? Benimle kibar kibar konuşsan, konuştuğun kadar dinleyip anlamaya çalışsan bak ikimiz de gerilmeyeceğiz. Bu kadar basit aslında...Nedir sıkıntınız hayır anlayamadım ki???
Halbuse öğlen bi makaron keyfi yapmışım ki...Gel de değme bana yani... Hiç yememiştim işin açıkçası...Acıbadem kurabiyesiyle de aram yoktur pek...İlk kez tadacağım için, işinin ehli birinin elinden çıkması mühimdi doğrusu...Ankara'da bir iki güzel yerden bahsettiler, oraları gözlüyordum. İlk fırsatta bakacaktım tadına...Sonra bu öğlen aaa ne oldu? Çay keyfi yaparken bir ses, "Yahu kızlar arkadaş Paris'ten hediye birşeyler getirmiş. Yer misiniz?" dedi. Döndük, ne görelim? Elinde Laduree Paris kutusu, bir şaşkın bakış...Muhtemelen gözlerimin faltaşı kıvamında açılmış olmasından mütevvelit, "Ne oluyor yahu? Bomba mı var elimde?" gibi bir ifade ile arkadaşım bana doğru yaklaşıyor. "Yahu nasıl bilmezsin? Laduree, makaron?" dedim. Pek tabi sonradan dank etti, canım ciğerim herkes senin gibi boğaz düşkünü değil ki...Senin gibi lokmacı mı sandın herkesi?
"Ya" dedim içimden, "evrene olumlu mesaj yolluyorduk ama evren de pek çabuk duydu sesimizi..." Halamla da konuşmuştuk, "Olumlu düşün, bütün güzellikler gelip bulur seni." demişti. Bak bir yerden başladık işte... Fıstıklı makaronumu yerken ben, aklımdan bunlar geçiyordu işte. "Ece ipin ucunu sıkı tut, hazır başlamışken kendin için de bir dört teker dile...Oldu olacak bahçeli bir minik ev için de evreni dürt bakalım!"
Olmaz olmaz deme hiççç! Bal gibi olur. Kim der ki "Olmayacak!", Laduree Paris'in fıstıklı makaronu geldi bunu beni, diğerleri de gelip bulacak derim. :)
Pek sevgili sevgili, sen okuyorsun burayı gizli gizli bilirim, alınma hemen! Senin için de bir "dört çeker" diledim. :)
Bu arada haftasonu sabahın seher vaktinde "Ben halama gideceğim!" diyen duduya izin vermedik diye, AVM'ye giderken şöyle buyurdu: "Ben Cepa'da kendime yeni anne baba bakacağım. Beğendiklerim olursa sizin yerinize onları alacağım!"
Hala sevgisiyle kesinlikle yarışamıyorum vesselam! Sevgili zaten Halasının kuzusuydu, kızımız da Halanın en büyük hayranı oldu çıktı! Küçük desen başını bi gömüyor Halamın göğsüne, ayırabilene aşkolsun!
Ben mi? Halanın evdeki sureti gibiyim. Yedek eleman! :P Hala yoksa yakınlarda biryerde, ben prim yapıyorum. Yok eğer yanımızdaysa, esamem okunmuyor!
Şaka ya şaka, iyi ki varsın hala! Sen olmasan ben nasıl başa çıkardım bunlarla? :)
Ece sevgiyle öper herkesi...Evrene nasıl da olumlu mesajlar yolluyorum baksana!
Yazar kişi yalakaymış meğersem, evrenden torpil kapmaya çalışıyormuş! :P
Hadi kaçtım, kalın sağlıcakla...
EG